 |
DÖNEM DERGİSİ Yıl.1 Sayı.3 Kasım 1983
ŞİİR SÖYLEŞİLERİ |
|
Şiir üzerine özgün söyleşilerimizin üçüncüsünü Mehmet Mümtaz Tuzcu, Fergun Özelli, Asım Öztürk ve Ercan Kesal' la sürdürüyoruz.
Soru: Şiirde özün, biçimi belirlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Özon, biçimi belirlemesi konusunda toplumcu gerçekçi şiirin belirli sorunları geride bırkatığın söyleyebilir miyiz?
Mehmet Mümtaz Tuzcu: Şiirin hem bütün sanatlara göre, onlar arasında, hem de yazın içinde, söz sanatları arasında çok özel bir konumu var. Oylumu, yapısı, kollayıp gözettiği öğeler, müzikle olan derin bağlantısı, varsa eğer kendi dışındaki ereği iletmek istedikleri, oluşturmak istedikleri, dönüştürme gücü ve bunun sınırları açısından apayrı bir yeri olduğu ortada. Öte yandan yaratıcısının niteliği, biriktirme ve boşaltma biçimi, ürünün ortaya çıkış süreci ve nedenleri de çok farklı. Hal böyle olunca, öz biçim tartışmasını bu çok özel konuma uyarlamak, özü ve biçimi şiir için bir kez daha birbirinden ayırıp, anlamaya, tanımaya, tanımlamaya çalışmak ve hatta, belki de böyle bir parçalamanın (yani, özü biçimden, biçimi özden koparıp ayrı ayrı ele almak) şiir sanatı söz konusu olduğunda daha bir olanaksızlaştığını görmek, vurgulamak gerekiyor. Ben kendi payıma, biçimsel içtenlik dediğim bir kavrama inanıyorum. Nedir biçimsel içtenlik? Kabaca bir örnek vereyim, ben çimen yeşili pantolon giyemem. Onun üstüne eflatun gömlek damalı pembe ceket giyip sarı fular takamam. Takmam!..İşte benim bunu yap0mamam, yapamamam, buna karşılık yapmakta olduğumu sürdürüşüm, giyim konusundaki biçimsel içtenliğimi açığa vurur benim. Bu küçük ve kaba örnek sanırım her alana uygulanabilir. Sevdiği, beğendiği, istediği, saygı duyduğu, hayranlık duyduğu, seçip benimsediği yada razı olduğu katlanabildiği, kabullenebildiği her davranış, her söz, her susma, her dize, her dizge, kişinin biçimsel içtenliğini ele verir.
Fergun Özelli: Ben söze şöyle başlayayım; Sevgi Soysal'ın bir sözü var. Yanılmıyorsam, şöyle: "Uzaya gidip gelinen dönemde çağdaş özlere çağdaş biçimler bulmak gerekiyor" Bugünkü Türk şiiri bunu ne denli gerçekleştiriyor, tartışma konusu. Hatta feodal biçimlerle, çağdaş özleri dile getirip, yeni bir şiir üretmeye çalışanların gericiliğe mi yoksa ilericiliğemi hizmet ettikleri yine bir ayrı tartışma konusu. Bence öz ve biçim birbirinden aynı düşünülebilecek aynı olay değil. Öz ve biçim konusunda toplumu en iyi örnekleyen sanat da müzik. Bugünkü Türkiye'mizde büyük kitlelerce beğeni bulan arabesk müzikte bence Türk toplumunun hem özünü hem de bu öze bulabildiği biçimi göstermektedir. Yani, bir anlamda yoğun bir karmaşayı yoğun bir oturmamışlığı.
Asım Öztürk: Konuşmayı giderek hem günümüzün şiir konumuna çekmek, hem de bugün Türk şiirinin yaşamakta olduğu gerçeklere getirmek istiyorum. Her dönemde oludğu gibi ana kanallarıyla, iki kanaldan akan bir şiir yapımız gözlemlenmektedir.
Toplumcu şiir, Bireyci şiir. Bu iki şiir çizgisi arasında her ikisine de yakınlıklar taşıyan şiirler de var, bunların üzerinde fazlasıyla durmayacağım. Özellikle şiirde iletilmek istenen özün, sesin, imgenin ve yaşam anlayışısın eksik ve sağlıksız olması sonucu giderek biçimin ön plana çıktığını görüyoruz. Yalnız günümüzdeki şiir değil, divan şiiri bunun karşıtı olan halk şiirinde de öz ne kadar eksik ve zayıfsa biçim de o kadar karmaşık ve arayışlar içindedir. Kısacak bir anımsatma yapacak olursak, divan şiirinde artık; yineleye yineleye ele alınan konular, içinde yaşadığı toplumdan kopukluk, bireylerin sorunlarından kopukluğu sonucu; ister istemez çok yapay sanat anlayışlarına girmiş, hemen hemen her dizede, her beyitte birden fazla sanatın yapıldığını, ama bu sanat karmaşası içerisinde özün çok geri planda kaldığını görürüz. Günümüzde de değişik etkenler sonucu şiirin bir kanalının toplumun ve bireylerin genel acılarını, genel sorunlarını iletmekten, yansıtmaktan; tüm toplum olarak bu gerçekleri birlikte yaşamaktan kaçınıldığını görüyoruz. Bu şiirlerde iletilmek istenen, oluşturulmak istenen, giderek salt biçimin öne çıktığı bir incelikler dizgesi karşımıza çıkayor. Buruda görüyoruz ki, biçim, öz denilen çok varsıl, çok renkli, çok içten patlamaları kalın bir kabukla sarıp onları okura ulaştırmayan, okura göstermeyen bir yapıya bürünmüştür. Bu tür şiirlerde genelde bireyci anlayışların etkenliği, bunun ötesinde; divan şiirinde de gördüğümüz gibi bir kaçışın, arayışları, bunlara yapay arayışlar desek ozanların kendi başlarına güçlü bir birikimden kaynaklanmadan, güçlü bir birikime dayanmadan, oluşturulan biçim arayışları. Biçim kaygusunun giderek özü ortadan kaldırması, hem ozanın içinde yaşadığı toplumla, bireyle çelişkide bulunmasını getiriyor, hem de ister istemez ozanı toplumuyla, insanıyla bir yabancılaşmaya sürüklüyor. İkinci kanalını ele alacak olursak, toplumcu şiirde de özellikle bireyci şiirde karşılaştığımız sorunların bir kısmını görüyoruz. Fergun'un konuşmasına girerken altını çizdiği, saptamayı doğru buluyorum. Çağdaş düşüncelerin, çağdaş sorunların, çağdaş sesin tümünü birer malzeme olarak kabul edersek; bunları yeni ve özgün bir birleştirici ile bir araya getirmek buradan giderek, güncelliği ileriye dönük aşmalıyız. Toplumcu şiirin, özellikle döne döne söylenen kalıpcıl anlatımları ozanın kendi içnde, hem dize olarak, hem de sözcük olarak derinliğini, vurgusunu, tonlamasını yaşamadığı biçimlere girdiğini görüyoruz. Dizelerdeki alçak seslilik öyle büyük bir yükün altına giriyor ki, çok yüksek sesle söylenmesi gereken vurgulamaları, anlatımları yüklenmek zorunda kalıyor. Bu zorlama sonucu iletişimde kurulmak istenen köprüler, hemen ilk başta çöküyor. Buna toplumcu şiirin hastalığı, yanılgısı giderek aşması gereken eksikliği diyebiliriz. Bu açıdan öz gerek taşıdığı sesle, gerekse ulaşmak istediği birey ve toplum olarak hedefi ile o andaki biçimini her şiirde her söyleyişte ayrı ayrı yaratmalı ve ayrı ayrı bulmalıdır.
Ercan Kesal: Şiirde özün biçimi belirlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz, sorusundan yola çıkarsak, daha genel anlamda diyalektik maddeciliğin yazın alanında uygulanımı ve bu alanda gerçekçilik anlayışına kadar uzanabiliriz. Ben, maddeci diyalektiğin niteliğine uygun olarak ve "En son durumda" şiirde özü, belirleyici öğe olarak kabul ediyorum. Fakat, şiir özelinde ana yapı olarak ele aldığım öz, daha çok üst yapı özelliğini taşıyan biçimin değiştirici, tamamlayıcı etkisini taşımaktadır. Bu anlamda, yazın genelinde ve şiirin kendi öznel yapısında öz ve biçimin diyalektik ilişkisini gözden kaçırmamalıyız.
Özün, biçimi belirlediğini söylediğimiz andan itibaren, karşımıza her zaman çıkabilecek ve hep aşmamız gereken bir takım sorunlar çıkacaktır. Bunlar, a) Öze, yazında (burada şiir) değişmeyen bağımsız bir yer verilmesi, b) Özün, biçimi belirlemesinin her durumda değişmez ve belirleyici kılınması, c) Özün, biçimle olan ilişkilerinde biçimin etkileyici, değiştirici özelliğinin yadsınması.
Daha da çoğaltabileceğimiz bu tür sorular, aşıldığı sürece toplumcu gerçekçi şiir üzerine düşen sorunları geride bırakır diyebiliriz.
Fergun Özelli: Demin arabesk olayına değinmiştim. Bugün toplumda değerler açısından bir oturmamışlık söz konusu. Bu da, şiirimize yansıyor. Bireyci olan bir şiir toplumdaki değerlerin sürekli bir gel-git içinde yaşaması nedeniyle, toplumcu olduğunu söyleyebiliyor. Ya da sloganlaşmış toplumcu sözcükleri yan yana sıralayarak, ben de toplumcu bir şair öz ve biçim açısından gerekeni tam olarak yapabilmektedir. Bunun dışındakiler piyasaya uyum sağlamak kaygusunu gütmekte. Toplumcu şiirde de günümüz dünyasından kaynaklanan gene bir oturmamışlık söz konusu. Yani ideolojilerin tam anmalıyla netleşmemesi söz konusu. Bu da, toplumcu şairin şiirinde gene sürekli bir gel-giti yansıtmaktadır. Tümüyle yarını düşlemekte toplumcu şair. O gün, yaşadığı küçük şeyleri göz ardı etmekte. Ya da, yaşadığı küçük şeylere, oturmamış ideolojisiyle net bir yanıt verememekte. Ancak, bugün giderek, bunun aşılmakta olduğunu görüyoruz. Çünkü. Toplumda giderek sınıfsal değerler yerine oturmakta. Artık kim bireyci kim toplumcu ayrışmakta. Toplumcu şiire düşen buradaki görev, kendi bireyini de anlatırken ideolojik yapısının hiç bir zaman göz ardı etmemesi.
Asım Öztürk: Özellikle konuşmamızın ağırlığını düşündüğüm gibi, toplumcu şiir oluşturmaktadır. Genelde de tartışmak istediğim, açımlamak ve konuşmak istediğim konu da bu. Asıl söylenmek istenen sanıyorum şu olması gerekir. Toplumcu şiir de, bireyci şiir de belirleyen, yapılandıran üzerine oturduğu ekin etkinliğidir. Her iki şiirin arkasındaki ekin birikimi ne denli sağlıklıysa üretilen yapıtlar da o denli sağlam olacaktır. Günümüz Türkiye'sinde toplumcu gerçekçi kuramların, tüm boyutlarıyla incelenip üzerine tartışmalar yapılmadığını görüyoruz. Ne yazık ki, bu birikim koşulların da devreye girmesiyle eksik olmaktadır. Bu nedenle geçmişten getirdiğimiz değer yargıları, günümüzün koşullarına uymayan, günümüzün sorunlarını ve insanlarını kucaklamayan ekin birikimi, zaman zaman kendi uğraş alanlarımızda bile eksikleri yanlış uygulamaları göstermektedir. Kuşkusuz toplumcu şiirde öz biçimi belirleyecektir. Bu belirleme her ozana belki her ozanın her şiirine göre ayrı ayrı olacaktır. İşte o zaman ozanın sesindeki güçlülük ozanın sesindeki acı, ozanın sesindeki yaşama direnci dizelere geçirirken biçimsel toplamalar biçimsel yerleştirmeler kendiliğinden oluşacaktır. Şiir üretenlerin kafasında kalıplaşmış yargıları yıkan özgür ve açımlayıcı yargılar gelişiyorsa, biçim giderek sorun olmaktan çıkacak. Şiir yazım evresinde kendiliğinden oluşacaktır. Günümüz toplumcu şiirinde gördüğüm, biçim arayışları, biçim kaygıları geçmiş dönemde yazılmış olan şiir biçimlerinin, kendi sesine uyup uymadığına bakmaksızın ozanlar tarafından bir kalıp olarak alınmasıdır. Bunu toplumcu şiirin aşacağına, aşması gerektiğine inanıyorum. Bunlar aşılamazsa nasıl bir sürü karmaşayı bir arada yaşayan, yeni bir toplum yapısı oluşturan bu bireylerin, bu insanların şiiri yazılabilir?
Fergun Özelli: Asım'ın sözüne kısa bir ek yaparsam, öncelikle şairin kendi öz ve biçimi netleştirmesi gerekmekte.
Asım Öztürk: Söylemek istediğim toplumcu şiirin biçim kayguları içinde olduğu değildir. Özün sağlıklı biçimde aktarılabilmesi için, taşınabilmesi için gerekli malzemenin, gerekli iskeletin ona uygun olarak bulunmasıdır. Yoksa varoluşcu bir anlayış içinde, yeni biçim arayışlarının, biçim denemelerinin de yapısalcı ve varoluşcu görüşlerin ellerinin altında olmadığını sanıyorum. Bununla birlikte özü dışlayan, salt biçim kaygılarıyla dizeler oluşturan bu ozanların da yanlışlıklar içinde bulunduğunu sanıyorum.
Ercan Kesal: Toplumcu gerçekçi şiirin bu tür sorunları geride bırakabilmesi konusunda bu aşamada söyleyebileceklerim; Asım öztürk'ün söylediklerini bir takım değişikliklerle tekrarlamaktan öteye gitmeyecektir. Benim özellikle vurgulamaya çalıştığım sorun öz ve biçim arasındaki diyalektik ilişkinin reddidir. Bu ilişkinin reddi her iki anlamda da yani, gerek biçimin kendi bağımsız kılması gerekse, özün değişmeyen katı bir yere oturtulması gibi nihai anlamda gerçekçilikten uzaklaştırır. Ben bu iki yöntemi de gerçekçilikten kaçmanın iki değişik biçimi olarak algılıyorum. Salt biçimciliğin değil "Özcülüğün! De sırasında bireyselleşebileceğine, kişiyi kısır, soyut ve bencil bir düzeye sürükleyebileceğine inanıyorum. Böyle bir yapılanmaya verebileceğimiz örneklerin hiç de az olmadığı kanısındayım. Konuşmamı bağlarken, sorunu şiirde 'neyi nasıl anlatmamız gerektiği' cümlesiyle billurlaştırmak istiyorum. Neyi anlatmalıyız, sorusuna isterseniz E.Fischer'in sözleriyle yanıt arayalım: " Çürüyen bir toplumda sanat doğru sözlüyse çürümeyi de yansıtmak zorundadır." Ve Brecht'le devam edelim: "Gerçekçi sanat, savaşçı sanattır. O insanlığın gerçek yararları ile çelişkili olan, gerçekçiliğe ve itkilere ilişkin yanlış görüşlerle savaşır. Doğru görüşlerin geliştirilmesini olanaklı kılar ve yaratıcı itkileri güçlendirir.
"Nasıl anlatmalıyız?" sorusu ise elbette ki bu derginin boyutlarını aşabilecek ve çok çeşitli görüşleri içeren değişik yanıtlar getirebilecek niteliktedir. Buna rağmen, soruna belli bir açıklık getirebilecek kısa bir kaç cümleyle sözlerimi bağlamak istiyorum: Öncelikle yaşadığımız çağın toplumsal ilişki ve çelişkilerinin, toplumsal mücadelelerin bilincinde, varolan şiir mirasını sağlam bir eleştiri süzgecinden geçirerek, sahip olunması ve güçlendirilmesi gereken demokratik unsurları seçmeli, tek yanlı, dogmatik yaklaşımlardan uzak, çok yönlü bir bakışla, her türlü estetiksel yetkinlikten esinlenmeli, sanatçının sahip olduğu toplumsal sorumluluğu hep omuzlarımızda taşıyarak, dünyadaki akışa yön verebilecek bir varlık olduğumuzu kavramalı, şiirimizle içinde bulunduğumuz toplumun ve dünyanın değişebileceğini göstermeli, değişmesine yardımcı olmalıyız.
——
——
——
——
——
|
|
|
 |
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|