 |
REÇETE - Şubat 1988 Sayı:3
AYIN KONUĞU |
|
SHP Grup Başkanvekili
DENİZ BAYKAL ile Söyleşi
Röportaj: Dr.Ercan Kesal/ Reçete Yayın Kurulu Üyesi
"Bu ayın konuğu, SHP Grup Başkanvekili, Antalya Milletvekili Deniz Baykal. Yayın Kurulumuzdan Dr.Ercan Kesal, Baykal'la "Nükleer Savaş Tehlikesi ülkemizin konumu, sivil toplum kuruluşları" nı konu alan bir görüşme yaptı. Aşağıda, bu söyleşiyi sunuyoruz.
-Sayın Baykal, 'Nükleer Savaşın Önlenmesi için Hekimler Derneği' olarak şu anda yasal yükümlülüklerini yerine getirmenin ve aklanmanın da verdiği ivmeyle, yeni ve ses getiren etkinlikleri yaşama geçirmeye çalışan, aylık yayın organını çıkarmaya başlayan, 81 üyeli, gittikçe gelişen ve büyüyen bir derneğiz. Derneğimiz ve genelde sivil toplum kurumları konusundaki düşüncelerini öğrenebilir miyiz?
DENİZ BAYKAL: Efendim ben önce teşekkür ederim... Bu konularda görüşme gereği hissettiğimiz ve bizimle temas kurduğunu için! Gerçekten teşekkür ederim ve ayrıca kutlarım da. Çünkü böylesine önemli bir devasa bir sorun karşısında şimdiye kadar Türkiye'de bir örgütlenmenin ortaya çıkmamış olması, Türk toplumunun bu soruna karşı mutlak bir kayıtsızlık içinde olduğu izlenimini verecek bir tavırda gözükmesi, gerçekten üzüntü verici bir olaydı. Bugün dünyanın her yerinde, her siyasal rejimde, nükleer tehlike karşısında şu yada bu biçimde bir duyarlılık örgütlenme ve kamuoyu ortaya çıkıyor...Türkiye'de bunun çıkmamasını anlamak mümkün değildir. Toplumun sivil örgütlenmesi bakımından böyle bir tablo üzüntü vericidir. Girişimini, gerçekte böyle bir ilgisizliğin bulunmadığını, ülkede yaşayan insanların, dukumun farkında olduklarını, bu sorun karşısında çeşitli tepkileri geliştirmek, örgütlenmek tercihi içinde olduklarını ortaya koymuştur. Demokratik gelişimimiz bakımından, Türkiye'deki siyasal bilincin düeyi bakımından umut verici bir gelişmedir. Çok yerinde ve sevindirici bir olaydır... Bütün bunları memnuniyetle karşılıyorum.
-Efendim, Dernek olarak, bugün 60 ülkede 170 bin hekimin üye olduğu tıp gruplarının bir federasyonu olan 'Nükleer Savaşın Önlenmesi için Uluslararası Hekimler Birliği' ne katılmak amacıyla gerekli girişmerde bulunmak üzereyiz. Bu arada , yanızca ABD'de çeşitli meslek gruplarının oluşturduğu yaklaşık 4 bin 500 nükleer savaş karşıtı örgütün olduğu da bilinmekte... Dünyadaki bu tür örgütlerin yeri ve çalışmalarının etkinliği konusunda neler söyleyebilirsiniz?
DENİZ BAYKAL: Dünyanın her yerinde, böylesi örgütler oldukça etkili çalışmalar yapıyorlar ve oldukça başarılı noktalara doğru işleri götürüyorlar...Son 'doruk toplantısı'nda, orta menzilli nükleer silahların tasfiyesine dönük antlaşmanın arkasında, bu sivil örgütlerin yıllardan beri sürdürdükleri sistemli çabaların yarattığı duyarlık çok büyük rol oynamıştır.Yani Süper güçlerin yöneticileri, toplumda giderik yükselen bu anlayışa direnme olanağını bulamaz olmuşlardır.Bir başka deyişle, insanlığın vicdanı, insanlığın ortak talebi dile getirilmiştir. Bu bakınmadn büyük katkı sözkonusudur. Bizim de bu hareketlerle irtibatlı birtakım kuruluşlarımızın ortaya çıkmaması, ya olayı kavramamakla izah edilebilir, yada bu sonuru kimsenin gereken ciddiyette görmediği değerlendirmesine yol açabilir.
"Orta Menzilli silahların yok edilmesi antlaşması, bence müthiş bir olay! Son günlerin, son dönemin en büyük olayı..."
Bunların hepsi yanlıştır. Bu bakımdan, hareketiniz iyi olmuştur bu böyle bir gelişmenin özellikle hekimlerce başlatılması, çok doğal ve yerinde olmuştur. Yalnız, işin burada kalmaması lazımdır ve tabii ki çocuğuyla, kadınıyla, erkeğiyle her meslekten insanın insanlığın bu ortak sorununa karşı tepkilerini, duyarlılıklarını geliştirmeleri lazımdır. Özellikle bu günlerde, içinde bulunduğumuz konjonktürde, nükleer sorunun Türkiye açısından ciddiyetle düşünülmesini gerektiren bazı işaretlerin varlığı sözkonusu iken, daha hayati bir önem taşımaktadır varlığınız..
-Sayın Baykal, 'içinde bulunduğumu konjonktür'den sö ettiniz. 1987'nin son günlerinde imzalanan INF antlaşmasıyla, orta ve orta-kısa menzilli nükleer silahların kaldırılmasının, NATO'nun güvenliği açısından Türkiye'nin önemini bir kat daha artırdığı belirtiliyor. Öncelikle bu anlaşmanın sonuçları konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
DENİZ BAYKAL: Söz konusu antlaşma, bence müthiş bir olay!.. Son günlerin son dönemin en büyük olayı!...Bu antlaşma, nükleer silahların tasfiyesi konusunda atılmış somut bir adımdır, büyük bir karardır. Aynı zamanda, doğru bir prensip tercihidir de...Demek ki, dünyayı yöneten insanlar, şu nitelikde yada bu nitelikte, şu katagoride yada bu katagoride nükleer silahlardan kurtulmak gerektiini resmen ilan etmişlerdir. Ve bu konuda somut adım atmak gereğini kavramışlardır. Nükleer silahlanmanın arkasındaki güçler, nükleer silahlanmadan vazgeçme tercihini yüksek sesle ilan etme durumuna gelmişlerdir. Bu büyük ve çok sevindirici bir olaydır. Bu sürecin bir an önce tamamlanması gerekir. Tabii bu adımın atılması, başka sonurları da beraberinde getiriyor...Tasfiyesi kararlaştırılan silahlar, orta menilli nükleer silahlar. Bu tasfiye, dünya barışını çok sağlam bir şekilde güvence altına alacak tertipler gerçekleştirilmeden, sadece bir silah türününtasfiyesine dönük adım olunca, esas sorun çözülmüş olmuyor. Yani savunma ihtiyacı kendini hassettirmeye devam ediyor ve taraflar, blok savunma konusunda yeni arayışlarını sürdürüyorlar. Bu arada, belli bir tategorideki silahlar tasfiye edilirken, bir takım ülkelerde - kollektif savunma anlayışı içerisinde bir araya gelmiş ülkelerde- belli bir kesimde bir nükleer tırmanmayı da davet ediyor. Bu; doruk antlaşması yapılmadan, Türkiye'ye kısa menzilli nükleer silahları yerleştirme konusunda NATO içinde bazı çalışmaların yapıldığı, bazı önerilerin Türkiye'ye götürüldüğü, bu konularda karar alma yetkisinin Türkiye'ye ait bulunduğu, ama kolektif savunmanın böylece daha güvenilir kılınabileceği değerlendirmeleri ortaya atılmıştır...
-Ama bütün bunların, NATO'nun 1983' teki Montebello kararlarının aşama aşama gerçekleştirilmesi olduğu: Doğu Anadolu'daki nükleer topçu gücünün artırılması, F-16'lara nükleer yükümlülük verilmesi ve ance Füzelerinin yerleştirilmesi gibi isteklerin, NATO tarafından ısrarla Türkiye'ye yöneltildiğini biliyoruz. Hatta "Murdoch Airospace Online" dergisinin araştırmasına göre, NATO'nun 1983 Montebello kararlarının Türkiye'ye yüklendiği nükleer modernizasyon faturası, yaklaşık 5 milyar dolar. Bu konuda ne diyorsunuz?
DENİZ BAYKAL: Evet, evet, Montebello kararlarının bir parçası oluyor bunlar...Bu, gümdeydi ama, doruktan sonra daha bir ciddiyet kaanmaya başladı. Şimd, Türkiye üzerinde bu konuda ciddi bir talebin yürütülmekte olduğu kanısındayım. Bu konuda somut veriler yok ama, ben varsayabiliriz kanaatindeyim. Bloklar arasında orta menzilli nükleer silahlar kaldırıldıktan sonra, yeni bir denge arayışı kendini gösterecektir. Bu denge arayışının çeşitli boyutları var. Birisi konvansiyonel silahlarla ilgili.. Konvansiyonel silahlarla ilgili belli çarpıklıkların bulunduğu açık ve bu çarpıklıkların kısa zamanda ortadan kaldırılması kolay değil. Bu tablo içinde, dengeyi yine bir ayağı kısa menzilli nükleer silahlarda olacak şekilde kurmak anlayışı, bir çözüm olarak kendini empoze ediyor. Bugün NATO içinde, Nato'nun konvansiyonel silahlardaki güçsüz tablosunu dengeleyici bir unsur olarak, NATO savunmasının kısa menilli nükleer silahlarla takviyesi düşüncesi ön plana çıkıyor. Tabii bu da kendisini hemen, kanat ülkelerde hissettiriyor.
"Nükleer Savaşa Karşı bir hareketin, Türkiye'de özellikle hekimlerce başlatılması, çok doğal ve yerinde olmuştur"
-Sorunu, Türkiye açısından daha net bir biçimde koyalım isterseniz.
DENİZ BAYKAL: Türkiye bakımından olay şu: Kısa menzilli silahların, yani nükleer kısa menzilli, azami 450-500 km. Kadardır ve bunlar Türkiye'ye yerleştiriliyor. Türkiye, herhalde bunu geriktiğinde kullanmayı düşünerek yerleştiriyor kendi ülkesine... Yanhi, kendi kendinizi bir nükleer savaş alanı haline getirmeyi öngörüyorsunuz. Nükleer silah kime karşı kullanılırsa kullanılsın, aynı derecede yanlıştır, bunda hiç kuşku yok. Bu bakımdan, farklı bir anlayış içerisinde olduğum izlenimini vermek istemem. Benim bir ulusal savunma mantığıyla koyduğum bu varsayımı paylaşmayan insanların, kendi mantıkları içinde dahi tutarlılıkları yoktur. Onu anlatmaya çalışıyorum...Yani, "ben nükleer silahı düşmana karşı kullanırsam mümkündür" diyebilen insan da bunu söylemek hakkına sahip değildir. Çünkü nükleer silahlarla kendi ülkesini savaşın ortasına atıyor. Türkiye'yi nükleer bir savaş alanı haline getirmeyi öngören herhangi bir savunma stratejisini kabul etmek mümkün değildir. Yani bu coğrafyayı rahatlıkla gözden çıkarabilecek, başka bazı savunma tertiplerinin gereği olarak bunu gözden çıkarabilecek bir strateji anlayışı içinde belki anlamı olabilir, ama bizim hedefimiz bu coğrafyayı korumaktır. Kolektif savunmanın içerisinde bu nedenle yer aldık. Bu coğrafyayı mahvetmeyi hem de kuşaklar boyu mahvetmeyi göze alarak nasıl böyle bir savunma stratejisi çizilebilir?..Yanlıştır, çelişkidir, tutarsızlıktır... Bu ancak, dediğim gibi, başka bir stratejinin gereği olarak bize sunulabilir, bunu da bizim kabul etmemiz gerekir. Buna karşı toplumda sivil bir duyarlılığı, barışçı bir duyarlılığı geliştirmek görevimizdir. Demek ki birinci sorun: Kısa menzilli nükleer silahları Türkiye'ye yerleştirmek, kendi kendini vurmayı getiren bir stratejidir... İkincisi şudur: Türkiye'nin savunmasını nükleer silahlara dayatmayı kabul etmesi, ulusal bir savunma kavramından vazgeçmesi demektir. Çünkü nükleer silanlar üzerinde Türkiye'nin ulusal, bağımsız kontrolü yoktur... Monopolü yoktur.. en fazla bunu paylaşmanın da ne ölçüde ciddi olacağı tartışmalıdır. Yani kendi ulusal amaçlarımız için bir nükleer savunma gücünü kullanmaya karar verme hakkımız yoktur. Öte yandan, savunmamızı nükleer silahlara dayatmayı kabul etmemiz, ulusal yönü ağır basan konvansiyonel silahlanmadan bir anlamda vazgeçmek anlamına gelir.
-Şimdi efendim, az önce siz de değindiğiniz, NATO'nun çok bilinen, temel bir görüşü vardır: "Varşova Paktı'nın konvansiyonel gücü karşısında NATO güçsüzdür. Bu nedenle nükleer füzelere sahip olmak zorundadır." Son INF antlaşmasıyla ortaya çıkan duruma göre de NATO, konvansiyonel gücünü, Varşova Paktı'nı dengeleyecek biçimde geliştirmek istiyor. Tüm bu panorama içerisinde Türkiye'nin alacağı en akılcı tutum sizce ne olmalıdır?
DENİZ BAYKAL: Şöyle anlatayım: Türkiye'nin savunma ihtiyacının boyutları vardır. Birisi NATO'nun içinde olmamız. Bunun yanısıra, biz sadece bu anlayışla savunmamızı geliştirme durumunda değiliz ki, bizim başka sorunlarımız da var. Hiçbir sorun için savunma gücümüzü kullanmayı istemeyiz ama, günün siyasal durumu budur. Kendi haklı taleplerimizi, meşru haklarımızı, ulusal bağımsızlığımızı güvence altına alacak biçimde kendimizi savunma imkanına sahip olmamız gerekiyor. Bu bakımdan çeşitli kaygı verici olaylar ortaya çıkabilir. Türkiye'nin ulusal savunma gereksinmesi vardır, en azından Yunanistan'la sorularımız vardır. Kullanma anlamında söylemek istemiyorum ama, en azından bir caydırıcılık ve denge unsuru olarak kullanabiliriz. Türkiye, savunmasını nükleer silahlara dayatmayı kabul edecek olursa, bu kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü herhangi bir komşumuzla nükleer savaşı öngörmemiz mümkün değildir. Türkiye makul bir konvansiyonel gücü, ulusal meşru haklarını ve bağımsızlığını güvence altına alabilecek yeterlikte oluşturmak zorundadır. Nükleer silahlanmanın, Türkiye'nin kendi denetinde bir savunma, gücünü bulundurma ihtiyacını engelleyici bir yönü vardır.Türkiye, nükleer silahların dışında, kendi ekonomik gücüyle orantılı, talepleriyle orantılı, söz konusu olabilecek tehditlerle orantılı, makul bir savunma gücünü geliştirmelidir. Ama bunun, mutlaka nükleer dışı silahlardan oluşması zorunluluğu vardır...
- Dile getirdiğiniz bu anlayış, SHP'nin bir başka deyişle, 'Ana Muhalefet 'in görüşü... Hükümet tutumu konusunda ne düşünüyorsunuz?
DENİZ BAYKAL: Bizim anlayışımızın hükümete de egemen olacağını ümit ederim. Bugüne kadar bunun tersi bir işaret görmedik. Bunu memnuniyetle karşılılıyoruz. Bu konuda herhangi bir tereddüdün, çeşitli baskılar karşısında bir tavır değişikliğinin ortaya cıkması için, hepimize, bu tavrı pekiştirmeye yönelik, bir tavır değişkliğini önlemeye yönelik görevler düşüyor. Ayrıca, nükleer silahlar konusunda yapılan antlaşma şunu göstermiştir ki, yakında nükleer silahlarla ilgili yeni antlaşmalar gündeme gelecektir. Bu antlaşmayı yapma durumunda olanlar, yine süper güçlerdir. Ne demektir Türkiye'nin savunmasını kısa menzilli nükleer silahlara dayatması? Bir süre sonra iki büyük gücün bir araya gelip bu silahlarla ilgili bir karar alması sonucu, Türkiye'nin savunmasının allak bullak olması, bütün anlamını, içeriğini yitirmesi demektir. Tüm dünyada bir nükleer tasfiye süreci başlatılmışken, Türkiye'de nükleer bir tırmanmaya, bugüne kadar tanığı olmadığımız bir nükleer tırmanmaya izin vermek, büyük bir çelişki ve yanlışlık olacaktır...
"Washington'daki son doruk toplantısında, insanlığın vicdanı dile getirilmiştir."
-Sayın Baykal, şimdi sözü, Türkiye genelinde demokratik kitle örgütlerine ve SHP'nin bu konudaki tutumuna getirmek istiyoruz. Siyasal partilerin kitle örgütleriyle işbirliği, günümüz Türkiye'sinde ne kadar gerçekleştirilebiliyor?
DENİZ BAYKAL: Genellikle demokratik kitle örgütleri, toplumun ana siyasal kuruluşları içerisinden çıkmıyor. Bu, onu aşıyor, yani toplumun kurumsal çerçevesinin ötesinde bir zorlamayla kendini gösteriyor ve dolaylı olarak partileri etkiliyor. İşin güzelliği de bir ölçüde bundandır zaten. Siyasi partilerin işlevleri vardır. Belli çalışma yöntemleri vardır, yapılanmaları vardır. Onlar, daha ayağı yerde bir takım kuruluşlardır. Angajmanları ve programları vardır. Sivil örgütlenmenin işlevini üstlenmesi, çok daha güctür. Ama o sivil örgütlenmelerden etkilenmesi çok daha kolaylıkla düşünülebilir. Ben bütün bu hareketleri 'güzel hareketler' olarak görüyorum ve Türkiye'nin bunlara ihtiyacı olduğu kanaatindeyim..Sonuc olarak bu işleri sizler götüreceksiniz ve işinize sahip çıkacaksınız. Biz de genel barış sorununa ve silahlanma sorununa dönük tavrımızı geliştireceğiz. Bu konuda sizin çalışmalarınızdan etkileneceğiz. Güç de katacağız, ama bu sivil örgütlerin işidir, sizin işinizdir...Bu olay, partileri aşan bir olay olmak durumundadır..
-Sayın Baykal, bize böyle bir söyleşi olanağı verdiğiniz için, NÜSHED ve 'Son Reçete' adına teşekkür ediyoruz./-
——
——
——
——
——
|
|
|
 |
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
| u |
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|